3 Şubat 2016 Çarşamba

For One Fine Day (1) Bölüm


Oldukça kapsamlı rüyalar görürüm. (Ki bir çoğunuz bende uzun rüyalar görüyorum ne olmuş diyebilir içinden.) Bazıları beni oldukça etkilediği için anlatma ihtiyacı duyarım. Üniversite yıllarımda sevgili arkadaşım kulakları çınlasın, bahtsız bedevim oturur dinlerdi uzun uzadıya anlattığım rüyalarımı. ( Sizi dinleyebilen birilerinin olması paha biçilemez.) Her defasında bu anlatılar  "kızım ne rüya görmüşsün be yazsan roman olur..." cümlesiyle son bulunca kafamda yer etmiş anlaşılan.

Şöyleki bir roman olmasada en azından bir hikaye yazma konusu dönüp duruyordu kafamda. Uygun zaman bahanesi ve olağan sınav temposu neticesiyle sürekli ötelediğim bu arzumu ufakta olsa bir denemek istedim. Açıkçası bana kalsa hala ötelemeye devam ederdim ama sevgili kuzenlerimin teşviği ile kısıtlı zamanıma bu denemeyi de sıkıştırmaya karar verdim. 

Kurgusunu üzerinde epey çalıştım büyük zevk alarak ama yazıya dökmesi düşündüğümden daha zor oluyor. Misal bir çok bölümü yazmama rağmen içime sinmediği için ilk bölümden itibaren yeniden ele aldım. Uygun cümle bulmak bazen zor olabiliyor. Netice itibariyle bu benim ilk denemem. Eksikliklerim için okuyacak arkadaşların affına sığınıyorum. Eleştirilere açığım. Büyük bir merakla yorumlarınızı da bekliyorum. :) 

Son bir not hikayeyi eş zamanlı olarak wattpad'e yükleyeceğim. Orada önceden tanıtım amaçlı kısa bir bölümde yayınlamıştım. Merak edenler için.... TIKTIK...



                         ---Siz Kaçtıkça kaçtıklarınız Peşinize Düşer---
İstanbul 

Esin çalışma masasında aylardır sayfaları arasında dolaştığı kitapları toparlamaya çalışıyordu. Hala konferansla ilgili endişelerine kafasında bir son verememişti. Buse'nin odaya girmesiyle bir diğer endişesiyle daha yüzleşmek zorunda olduğunu hatırladı. "Of be kızım nereden çıktı bu evlilik." 
Bu evlilik işi Esin kadar Buse'nin de bir çok konuda endişelenmesine sebep oluyordu. Esin Türkiye'ye geldiğinden beri hep Buse'nin yanındaydı. Yurtta kalırkende eve çıktıklarında da ne zaman Buse'nin başı dara düşse imdadına Esin koşmuştu. Şimdi onu bir başına bırakıyor olmak Buse'yi huzursuz ediyordu. "Esin zor olacak senin için biliyorum ama inadı bırakıp Kore'ye mi dönsen. Tek başına ne kadar idare edebileceksin ki? Burs veren patronun belki seni yeniden işe alır." 
Kore mevzusu ne zaman açılsa Esin'in yüzü düşüyordu. "O defteri kapattım ben. Hem ofisten aradılar yeni bir iş aldım, parasıda iyi. "
Esin'in bu sözleri Buse'yi rahatlatmaya yetmişti. "Valla yat kalk Bülent hocaya dua et. Tercümanlık işi de olmasa ne yapardın. Bu seferki nasıl bir iş."
"Bir grup gelecekmiş konser için onlara yardımcı olacağım. Tabi daha detaylar kesinleşmedi."
"Vayy.. Hangi grup acaba." Buse'nin sevinci aklına konferansın gelmesiyle yarıda kaldı. "E konferans ne olacak ne zamandır ona hazırlanıyorsun."
"Merak etme grubun gelmesine daha bir ay var. Konferansa rahat rahat hazırlanabilirim. İş konusunun hallolması daha iyi oldu benim için."

********************************************************************************************************
Esin o kadar paniklemişti ki burnunun ucunu bile göremiyordu. Masanın üzerindeki kağıtları yeniden karıştırdı. Oraya bıraktığından emindi ama nedense bir türlü bulamıyordu. Kafayı yemek üzereydi ki telefonu çaldı. Ofisten aradıkları için hemen cevap verdi. Organizasyon şefiyle konuşması her zamankinden uzun sürmüştü. Sürekli birşeyler söylüyordu ve Esin hepsine zoraki "tamam" diyordu. Telefonu kapatıp masanın üzerini karıştırmaya devam etti. Kağıtları karıştırdıkça içindeki panik daha da büyüyordu. Biraz önce yaptığı telefon görüşmesinin etkileri kendini göstermeye başlayınca bir çığlık attı.  Çığlığı duyan Buse odaya girdi.
"Esin iyi misin?"
Esin aramayı bırakıp kendini yatağın üzerine bıraktı. "Konferansa katılacakların listesini bulamıyorum."
"Ne yani bütün yaygara bunun için miydi." Buse masanın üzerindeki kağıtları karıştırmaya başladı. Listeyi ararken bir yandan da masanın üzerindekileri düzenliyordu. Listeyi bulup Esin'e uzattı. "Al işte buradaymış." Esin'e doğru dönünce gözünden süzülen yaşları fark etti. Birlikte geçirdikleri süre boyunca Esin'i nadiren ağlarken görmüştü ve şimdi durduk yere herşey yolundayken süzülen bu yaşlara bir anlam veremiyordu. "Kızım bunun için ağlanır mı? Bak buldum işte." 
Esin Buse'nin uzattığı listeyi aldı ve yatağın üzerine bıraktı. Gözünden süzülen yaşlar yüzünde o kadar eğreti duruyordu ki bir an kendisi bile bu kadar kolay ağlayabildiğine şaşırmıştı.  Gözünden süzülen yaşı elinin tersiyle sildi ve yüzüne yine o donuk ifadesini yerleştirdi. 
"Esin bilmediğim başka birşey mi var."
"Konferansa iki gün kaldı ve.."
"Evet iki gün kaldı ve sen hazırsın.. Herşey yolunda endişelenme artık."
"Ofisten aradılar grup üyelerinden biri konferans günü gelecekmiş."
"Ne diyorsun sen. Kabul etmeseydin. Başka birisi karşılasın."
"Tamamdan başka bir şey diyemedim ki. Bu işi kaybedemem. Biliyorsun."
"Peki kaçta geleceği belli mi? Plan yapmalıyız. Olmadı ben alırım. İngilizce biliyordur belki."
"Bilmiyorum şuan beynim durmuş vaziyette yarın tüm detaylarını öğrenirim. Şuan sadece uyumak istiyorum. " Buse Esin'in yatağa girmesine yardım etti ve alnına bir öpücük kondurdu. Esin istese yapamayacağı şey yokken şuan onu teselli etmekten başka bir şey gelmiyordu elinden.
"Merak etme bununda üstesinden geleceksin. Göreceksin herşey yolunda gidecek."

********************************************************************************************************
#Konferans Günü#

Esin bir umut uçak rotar yapmazda saatinde gelir diye havalimanında beklemeye karar verip erkenden hava limanına gelmişti.  Erken gelme ihtimali yoktu ama en azından saatinde gelse Esin mutluluktan uçabilirdi. Beklemekten sıkılınca konuşma notlarını karıştırmaya başladı. Aradan o kadar zaman geçmesine rağmen hala uçak inmemişti. Saatine baktı, konferansın başlamasına hala 3 saat vardı. Grup üyesi şimdi gelse onu otele yerleştirip okula geçebilirdi. Yeniden metinlere göz gezdirmeye başladı. Kafası aksiliklere o kadar yoğunlaşmıştı ki okuduklarından hiç bir şey anlamadığını fark etti. Zaman ilerledikçe Esin'in endişeleride birbirini kovalıyordu. İşi riske atmak pahasınada olsa Buse'nin teklifini kabul edip hava limanından grup üyesini almasına izin vermediği için şimdi kendine kızıyordu. Kendiyle savaşırken zaman geçiyordu ve bu saatten sonrada beklemekten başka bir şey yapamazdı.. 
Yeniden saatine baktı. Bu saati koluna taktığından beri ilk defa bu kadar ihtiyaç duyuyordu bakmaya. Her şeyi zamanında yapan Esin şimdi aylardır hazırlandığı konferansa geç kalmamak için dakikalar geçmesin diye saate yalvarırcasına bakıyordu. 
Beklediği anons gelince Esin koşarak dış hatlar terminaline geçti ve grup üyesinin isminin yazdığı kağıdı açtı. Kapıdan geçen tüm korelileri özenle süzdü. Kapıdan son çıkan gözlüklü genç  etrafını bir göz gezdirdikten sonra Esin'e doğru yöneldi. "Merhaba"
Sonunda beklenen kişi gelmişti ama Esin yinede rahatlayamamıştı. Grup üyesini selamladıktan sonra elindeki bavulu alıp çıkışa doğru yöneldi. Birlikte arabaya bindiler. Esin grup üyesini otele yerleştirmeyi planlamıştı ama kalan vakitte bunun mümkün olmayacağına kanaat getirince direk konferans salonuna gitmeye karar verdi. Yol boyunca olası felaket senaryolarını kafasından geçirdi. Okula vardıklarında konferans salonuna girer girmez grup üyesini görebileceği bir yere oturttu. 
"Özür dilerim ama zor durumdayım. Lütfen bana yardımcı olun ve beni burada bekleyin."
 Normalde bir cevap beklemesi gerekirken alacağı cevabın olumsuz olmasından korkup bir an önce oradan ayrıldı. Hazırlıklarını tamamladıktan sonra kürsüdeki yerini aldı ve sıra kendisine gelince başarılı bir şekilde sunumunu yaptı. Sempozyum sonunda tebrikleri alırken aklına grup üyesi gelince bir an tereddüt etti. Direk bıraktığı bölüme kaydı gözleri. Hala orada olduğunu görünce rahatladı. Resim çekildikten sonra hemen grup üyesinin yanına koştu ama yorgunluktan uyuya kalmıştı. Böyle bir durumda ancak gamsız bir insanın uyuyabileceğini düşündü. Uyandırıp otelin yolunu tuttular. Esin hava limanından beri doğru düzgün konuşmadığını fark etti. 
"Bana zorluk çıkarmadığın için teşekkür ederim. Gerçekten zor durumdaydım."
"Panik olduğun belliydi. Benimle tanışmadan arabaya bindirdin...kabalık (Busan aksanıyla söyler)"
"Haklısın kabalık ettim farkındayım. Ama aylardır bu iş için hazırlanıyorum ve bir an geç kalacağım için panikledim."
Esin'in içinde olduğu durumdan duyduğu üzüntü ve endişe yüzünden okunabiliyordu. Esin'i daha fazla zorlamak istemedi.
"Her neyse. O zaman baştan alalım ben Jung Yong Hwa."
"Memnun oldum bende Esin."
Yong'un yabancı olduğu bu dildeki bir ismi telaffuz etmesi kolay olmadı. 
"Ese.en ne demek. Korece nasıl söyleniyor."
"e.s.i.n... İlham (영감)demek."
"vaavv anlamı güzelmiş. Korece söylemek daha kolay olacak."
"Bana sadece Esin de. Korece söylenmesini sevmiyorum." 
Esin'in sert ve keskin cümleleri Yong'un hoşuna gitmemişti. Yong uzun süredir yolda olduğu için epey yorulmuştu ve üstüne acıkmıştı da. Otele gitmeden önce yemek yemeye karar verdiler. Yemek esnasında Yong merakına yenilip Esin'e nereli olduğunu sordu. Esin cevap vermek yerine yüzüne yine o alaycı gülümsemesini yerleştirdi. Bir cevap bulamayan Yong 
"Benle çok iyi konuşuyorsun, okulda konuşmanı İngilizce yaptın ve Türkiye'de yaşıyorsun. Türkçende bu kadar iyimi. Yani Türk müsün?
 "Evet Türküm."
Yine kısa ve keskin cevaplar. Yong sohbetin zor olacağını düşünüp yemeğe odaklandı ve sessiz yemek kaldığı yerden devam etti. Yemek bitince sohbetsiz bir yolculuğun ardından Esin Yong Hwa'yı odasına yerleştirdi. Bütün gün oradan oraya koşuşturmaktan bitkin düşen Esin telefon numarasını Yong'un telefonuna kaydedip kendiside yandaki odaya yerleşti. Kıyafetlerini değiştirmeye bile mecali kalmamıştı. Kendini yatağa bırakır bırakmaz derin bir uykuya daldı. Taki gece yarısı çalan telefonla uykusu bölünene kadar..